Kiev Notları

Mayıs 14, 2018 0 yorum 824 okunma

Ukrayna: vizesiz ucuz Avrupa ülkesi. Hem de kimlikle(çipli) girilebiliyor. Gitmenin önünde pek fazla engel de yok aslında. Pasaporta vizeye gerek kalmadan çipli kimliğiniz ile hop içerdesiniz. Peki biz nasıl gittik, nasıl geldik, neler yaptık? Yazı rehber niteliğinde olacaktır uzun olabilir. Okumaktan sıkılan gitsin vlog izlesin ben o kitleye hitap etmiyorum maalesef.

Şunları bir hafızaya atın yazının devamında ihtiyacınız olabilir.

Para birimi: Grivna. 1 grivna(UAH) = 0,16 TL
Dil: Ukraynaca ( Dediklerine göre Ukraynalılar Rusçayı anlar ve konuşurmuş ama Ruslar Ukraynacayı anlamazmış.)
Alfabe: Kiril Alfabesi (Gitmeden öğrenmenin çok faydalı olacağını düşünüyorum.)

Kiev’e Uçuş

Uçak biletlerimizi Pegasus’tan aldık. Kampanya falan kovalamadık fakat çok da pahalı olmayan bir fiyata uçtuk. Pegasus’ta şöyle bir durum söz konusu; hizmetinize eklediğiniz her şey ekstra ücrete tabi.  Zira bilet alırken fark edersiniz ki her hizmet bilet fiyatını yükseltiyor. Kabin bagajı için ücret alınmıyor. 8 kg sınır var deniyor fakat ne giderken ne de dönüşte tarttıklarını ya da ölçtüklerini görmedim. Siz de abartıp kocaman bavulu kabine sokmaya çalışmayın şimdi yani. Ben 32 litrelik sırt çantasını tıka basa doldurup rahatça kabin bagajına yerleştirdim mesela. Bilet ucuz olsun diyorsanız 2 saatlik uçuş süresinde bir şey yemeyin de içmeyin de. Güvenlik kontrolünden geçerken yanınızdaki sıvıları atmanızı istiyorlar fakat kontrolden geçtikten sonra suyunuzu alıp uçağa binebiliyorsunuz. En azından havalimanı uçaktan daha ucuz. Yok ben uçakta euro ile su almanın keyfini yaşayacağım diyorsanız da siz bilirsiniz. Pegasus’ta Kiev uçuşları Ankara Esenboğa havalimanından yapılıyor. Biz Sakarya’dan otobüsle Aşti terminal oradan da Havaş otobüsüyle Esenboğa yaptık. Havaş otobüsleri Aşti’den Esenboğa’ya 45-60 dakika gibi bir süre içerisinde ulaşıyor. Bizim için epey aktarmalı bir süreç oldu ama yapacak bir şey yok. Sakarya’da havalimanı vardı da biz mi uçmadık :D. Bu arada Kiev için biletinizi alırken dikkat edin Zhuliany ve Boryspil olmak üzere iki ayrı havalimanı var. Zhuliany şehir merkezine çok daha yakın bir havalimanı. Boryspil biraz daha şehir dışında kalıyor. Yani imkan varsa Zhuliany’i tercih etmeniz daha iyidir. Cuma 23:45’teki uçağımız cumartesi 02:00 civarında Kiev’e indi.  Asıl macera bundan sonra başlıyordu.

Pasaport ve Kimlik Kontrol

Pasaportunuz varsa hiç sıkıntı yok direkt kontrol kuyruğuna girebilirsiniz fakat biz kimlikle giriş yapacağımız için bir belge doldurduk. Mutlaka yanınızda kalem bulundurun sonra sınavda kalem arayan genç gibi millete yalvarır durursunuz. :D. Daha sonra sıraya geçtik gergin bekleyiş başladı. Adabazar çomarlarını alacaklar mıydı ülkeye ? Zira uçağa binmeden önce birkaç Türk gencinin ülkeye alınmadığını ve ilk uçakla geri gönderileceklerini okumuştuk bir sayfadan. Fakat kontrol memuru gayet iyi bir şekilde karşıladı. Doldurduğum belgeyi ve kimliğimi verdim. Ziyaret sebebimi sordu. Tatil dedim. Dönüş biletlerimi ve konaklama için rezervasyonlarımı sordu. Hepsinin çıktısını almıştım. Uzattım inceledi, hoş geldiniz dedikten sonra iyi tatiller diyerek evraklarımı geri uzattı. Başta ingilizce konuşmuştum Türkçe yanıt verdi. İyi dedim benim için hava hoş. Sorguya falan çekilmedik ama siz yine de dönüş biletinizi ve rezervasyonlarınızı ayarlayıp, çıktısını alıp öyle gidin.

Konaklama

Kalacağımız mekanı hostel olarak ayarladık. Airbnb’den ev de kiralayabilirsiniz fakat hostellerde ortam biraz daha sosyal olur, yeni insanlarla tanışır, homeoffice çalışanlar olarak iki insan yüzü görürüz diye hostelde kalalım diye düşündük fakat işler pek de hayal ettiğimiz gibi olmadı. Seçe seçe Ukraynalıların en çok kaldıkları hostelleri seçmişiz. Kiev’de kalacağımız 2 hafta boyunca hem çalışıp hem gezecektik. (Bkz: homeoffice çalışmanın güzellikleri.) Türkiye’ye ile aynı zaman diliminde olduğunda erken ya da geç bitmesi gibi bir durum olmadı. Normal saatlere göre mesaimize devam ettik. Kişisel eşyalarımızın güvenliği gerekçesiyle 2 kişilik oda tuttuk. Zira şirketin bilgisayarı söz konusu çalındığını düşünmek bile istemiyorum. Hostel fiyatları şehir merkezine yaklaştıkça artıyor. Merkezden ne kadar uzaklaşırsanız otel ve hostel fiyatları da o oranla azalıyordu. Biz ilk haftayı Pallet Hostel diye bir hostelde, ikinci haftayı ise Hotel Bee Station diye bir hostel-otel karışımı bir yerde geçirdik.

Kiev’e indik pasaport kontrölu, bagaj vs derken saat oldu 04:00. Kiev taksicilerinin namını duymuştuk turist olduğunuzu anlarlarsa 15 dolardan aşağı kontak çevirmezler diye. Uber çağırdık çağırmasına da tam bir slav geldi adidos eşofmanlı. Adam gram ingilizce bilmiyor. Neyse dedik varış noktamız belli. Arkadaş varış noktasına vardık varmasına ama hostel namına bir şey gözükmüyor ortalıkta. Uberci dayı da bilmiyormuş başladık dönmeye arabayla. Hebele hübele anlaşmaya çalışıyoruz adamla ama yok arkadaş gram ingilizce yok. Bu arada havaalanında sim kart da almadık pahalı diye. 4 gb internet sınırsız instagram, facebook, whatsapp vs. bizden two kantır grivna istedi. (30 TL). Dayı kantır ne Allah’ını seversen diyecektim de hundred’ı kantır diye teleffuz ettiğini anladık. Almadık. Sonra yerel bir vodafone bayiinden sınırsız interneti olan bir sim kartı 100 grivnaya (15 TL) ye aldık. Yalnız işi çözmüşler, telefondan hotspot yapamıyorsunuz. Denemediğim yöntem kalmadı ama yemedi.

Velhasılıkelam ne hattı roaming’e de açtım çok pahalı ne havaalından sim kart aldım hosteli de arayamıyoruz biz geldik bulamıyoruz diye. Semazen gibi konumun etrafında dönüp duruyoruz. İndik arabadan yürüyerek dolaşıyoruz. Buranın şoförleri de insanı arabayla değil de yürüyerek dolandırıyormuş. Allahtan dayının üzerinde değildi telefon. Yoksa fazladan mesafe yazacak Uber. Neyse hasbel kadar hosteli bulduk da kocaman binanın en alt katıymış, önünden 20 kere geçsen burada hostel var demezsin. Küçücük bir tabela koymuşlar yere. Uberci bir de utanmadan iki yıldız verdi bize. Dedim sen misin 2 veren yapıştırdım 1 yıldızı. Neyse içeri girdik bir şükür çektik. Bize erken check-in den dolayı ekstra ücret yapıştırdılar ama check-in saatini bekleyecek hal yoktu eyvallah dedik geçtik.

Pallet Hostel

Uygun fiyatlı Kiev merkeze çok da uzak olmayan, metroya 5 tramvaya 2 dakika mesafede genelde Ukraynalıların kaldığı bir hostel. Hostel genel olarak iyi fakat 2 adet tuvalet olması biraz sıkıntılı bir durumdu. Hatta birisinde duşa giren birisi olursa çıkana kadar bekleme durumunda kalıyorsunuz. Resepsiyondakiler az da olsa ingilizce biliyorlardı. Yani az çok anlaşabiliyorsunuz. Dato diye bir reyiz vardı o çok ilgili sevecen bir abiydi. İngilizcesi çok mükemmel olmasa dahi güzel sohbet ediyordu. Gidilecek, görülecek yerler hakkında epey info aldık reyizden. Diğer resepsiyonistler biraz soğuktu. Özellikle kızlar sanırım hiç de severek yapmıyorlardı zira bütün gün somurtup duruyorlardı. Fakat konuşup bir şey isteyince güler yüz gösteriyorlardı. Hostelde ortak yaşam alanı olarak mutfak vardı. Mutfakta hemen hemen bütün ekipmanlar vardı. Yani istediğimiz gibi yemek yapabiliyorduk. Ben odada çalışmaktan pek hoşlanmadığımdan masada mutfakta çalışıyordum mesai saatlerimde fakat yemek saatlerinde enteresan kokulara maruz kalıyordum. Bir at pişirmedikleri kaldı galiba. Yemek konusunu uzatmayayım zira Ukrayna’da yemeklerine ayrıntılı değineceğim.

Hotel Bee Station

Kiev’in Beylikdüzü’nde yer alan ama donanım açısından kaldığımız diğer hostele fark atacak ayarda olan hostel. Diğer hostelde de iki kişilik odada kalmıştık fakat odada banyomuz yoktu. Bu hostelde banyo tv klima hatta ve hatta kasa bile vardı. Bu hostelin mutfağı daha iyiydi. Daha yeni ve nispeten daha temiz eşyalar vardı. Hani yıkanmış olsa da bir sudan geçireyim demiyordum en azından. Diğer hostelde yıkanmış bardağı alıyordum dolaptan elime yapışıyordu. 😀 Fakat bir tane resepsiyonist vardı adını öğrenemedim, sürekli agresif bakıyordu. Dedim annesi sinirli doğurmuş herhalde. Az güler yüz gösterir insan yani. Sanki çoluk çocuğunu kesmiş, annesine küfür etmişiz gibi bize bakıyordu. Sonradan fark ettim sadece bize değil herkese öyle bakıyordu. Sadece bir kere diğer çalışanlarla şaka yapıp kaşlarının düzelip güldüğünü görebildim. Ama diğer resepsiyonistler gayet iyiydi. İlk günlerde bizden başka Türk yoktu ama sonra Türkler bir doluştu hostele ki sormayın. Sabah bir baktım masaları birleştirmişler, kahvaltı sofrası kurmuşlar gırgır şamata devam, dedim helal olsun hep Ukraynalılar mı gürültü yapacak biraz siz yapın. Hostelin interneti de akıyordu maşallah yani. Necati ( Neco) diye bir Türk arkadaş vardı bol bol goygoy yaptık. Bir çok ülkede çalışarak gezdiği için epey hayat tecrübesi aktardı sağ olsun.

Ukraynalılar, Ukrayinsʹkalar

Öncelikle büyük çoğunluğunun hatta %80’nin ingilizce bilmediğini bir belirtelim. Onlar da bu konuda Türkler gibiler. Çat pat bir kaç kelime biliyorlar sadece. Ukraynaca bilmediğinizi ifade etmeniz de çok bir şey fark etmiyor yine tam gaz Ukraynaca konuşamaya devam ediyorlar. Hiç bilmeyenler var, anlayıp da konuşamayanlar var. Bilenin de aksanları bildiğiniz rus aksanı gibi. İlk başta ingilizce mi konuşuyor ukraynaca mı diye bir afallayabiliyorsunuz. Gerçi Türk aksanıyla yargılamamak lazım fakat Rusların ingilizce aksanı da bir değişik. Benim oyunlardan kulak aşinalığım vardı ingilizce konuşanlarla anlaşabildim pek problem yaşamadım. Restoran kafe gibi yerlerde çalışanlar genelde ingilizce biliyorlar ya da anlayabiliyorlar. Çoğu restoranda ingilizce menü var zaten. Zaten en kötü google translate kullanırsınız. Bu arada google translate uygulamasında bir güzellik var ki Ukrayna’da alfabe farklı olduğundan çok işimize yaradı. Uygulamaya girip dilleri ayarladıktan sonra kamera ikonuna tıkladığınızda kamerayı tuttuğunuz yerdeki yazıları istediğiniz dile çeviriyor. Valla yeri geldi bizi domuz yemekten, yeri geldi yanlış şeyi almaktan kurtardı. Bir diğer özelliği de mikrofon ikonu ile konuşmaları çevirmesi. O da çok işe yarıyor.

İnsanları saygılılar, yardımcılar, kimse kimsenin işine karışmıyor, dilencileri bile eğip kafasını bekliyor, yakanıza yapışmıyorlar.  Yabancı olduğunuzu fark ederlerse bir inceden süzüyor, bakmıyor değiller. Ki biz de Türkiye’de yabancı görünce uzaylı görmüş gibi bakıyoruz gayet normal. Sokaklarda yürürken hiç problem yaşamadım ki gecenin 3’ünde bile biri gelip bıçak çekecek korkusu olmadan rahatça yürüyebiliyorduk.  Yani bu o kadar da abartılacak bir durum değil açıkçası. Araç sürücüleri inanılmaz saygılılar. Hani Avrupa’ya gidenler abartıyor sanıyordum ama gerçekten adım atmanızla duran araçlar gerçekmiş. Hatta bir sokakta karşıya geçmek üzere Türkiye alışkanlığıyla aracı bekledim araç beni bekledi bir 10 saniye bekleştik sonra baktım ki beni bekliyor koşarak geçtim daha fazla beklemesin diye. İnsan Türkiye’den sonra acayip mahcup hissediyor kendini bekleyen araca karşı.

Bazı arkadaşların yazıyı okuma sebebi olan konuya gelelim. Ukraynalı kadınlar :). Açık konuşalım tek kelimeyle güzeller. Gerçekten güzeller. Hani yapı olarak uzun boylular bu fark edilmelerini öne çıkarıyor ki yüz güzelliği olarak da güzeller. Bir de çok bakımlılar. Hani ojesi atık, saçı dağınık bir kadın sokakta asla göremezsiniz. Gencinden yaşlısına hepsi bakımlılar ve şık giyiniyorlar. Eski püskü bir ladanın içinden manken gibi bir kadın inerse hiç şaşırmayın. Kadınlar çok fazla günlük yaşamın içerisindeler zira dükkanlarda pazarda restoranlarda marketlerde hemen hemen her yerde çalışan kadınlar var. Tramvay geliyor bakıyorsunuz vatmanı bir kadın, fünikülere biniyorsunuz bakıyorsunuz onu da kadın kullanıyor, kondüktöründen kasabına kadar herkes kadın. Sanki şehri kadınlar çekip çeviriyorlar. Bir kıza ve kadına bir şey sorduğunuzda elinden geldiği kadar yardımcı olmaya çalışıyor ve güler yüz gösteriyor. Eğer ingilizce biliyorsa gayet hoş da sohbet edebiliyorlar. Fakat iki güler yüz gösterdi, sohbet etti diye kesin benden hoşlandı imajı oluşuyormuş böyle bir şey kesinlikle yok. Oranın kadınları erkeğe hasret değil sevgili abazanlar. Ki ukraynaca veya rusça bilmediğiniz sürece çok da yüz göz olma imkanı bulamayabilirsiniz. Güzellememiz buraya kadar. Merak edenler gitsin görsün. 😀 Bu arada Hürrem Sultan da Ukrayna topraklarında doğmuş zamanında belirtelim.

Hostelde tanıştığım bir kız vardı. Ukrayna hakkında epey şey anlattı sağolsun. En çok yakındığı da derslerde bol bol ingilizce var ama neden kimse konuşamıyordu. Ama kendisinin bir süre Amerika’da falan yaşamış, İsrail’de üniversite okuyor olduğu gerçeğini de bir kenara koymuyordu. Freelance illustratörlük yaparak geçimini sağlıyor ailesinden ayrı yaşıyordu. Buradan çalışmalarına bakabilirsiniz. Bir de bunları çizdiği bilgisayarı görseniz hayrına bilgisayar alıp bağışlarsınız. Samsung Netbook ile çiziyordu. Tost makinesi diyeceğimiz bilgisayarla kız sanat eserleri yapıyordu. Bir benim elimde neler var ben ne yapıyorum diye bir kendimi sorgulamadım değil hani. İşin garip yanı kız sabahtan akşama kadar yemek yemeden sadece non-stop diye bir enerji içeceği içerek duruyordu. Baktım kız aç dedim aç doyurmak sevaptır, ne pişirip ikram ettiysem eyvallah dedi yuvarladı valla. Ama taktir ettiğim bir hareketi vardı. Tam bulaşığımı yıkamaya kalkıyordum ki tabağımı elimden aldı, tencereyle beraber yıkadı. Helal olsun dedim. Daha sonra akşama kadar neden yemek yemiyorsun diye sorduğumda diyet yapıyorum ama hiç izin vermediniz bugün dedi. Büyükannem gibi besleyip duruyorsunuz diye isyan etti ama varenykyleri de götürürken hiç vicdan azabı yoktu yüzünde, ekmeksiz götürdü. Sonra ben de size borcht yapıcam diye söz verdi ama meğerse boş yapıyormuş, çorba yüzü göremedik.

Ukraynalı değil ama hostelde Guilia diye İtalyan bir kadınla tanıştık. Güneş enerjisi firmasında satış uzmanıymış, Kiev’e de fuara gelmiş. Bula bula bizim hosteli bulmuş, İngilizce konuşabildiğimizi öğrenince sevinçten havalara uçtu: “Thanks god, finally I found someone who can speak english.” diye zıpladı :D. Biz bu durumu çoktan kabullenmiştik artık orası ayrı da. Velhasılıkelam oturduk bir dünya sohbet ettik, İstanbul’a gelmiş çok sevmiş fakat fazla kalamamış, Türkiye’yi yemekleri falan acayip beğenmiş, tabi ben de ballandıra ballandıra anlatıyorum orası ayrı. Karşılıklı kültür alışverişi yaptık, siyasettten tutun ilişkilere kadar konuştuk. Dışarıya yemeğe falan çıktık çok da eğlenceli kafa bir kadındı. Bir kaç gün daha kalabilseydi çok eğlenirdik diye düşünüyorum.

Ukrayna Yemekleri

Açık konuşalım; lezzetli yemekler yedim ama hiçbir Türk’ün Ukrayna’nın yemekleriyle tatmin olacağını sanmıyorum. Yok ben farklı tatlara açığım, yok bilmem ne falan diye söylenenler olacaktır, rica ediyorum kendimizi kandırmayalım. Aç kalmazsınız fakat damak tadı açısından tatmin de olmazsınız. :D. Öncelikle kahvaltıyı unutun kimse kahvaltı yapmıyor. Resmen yeterince enerjiyi almak için bir şeyler atıştırıyorlar. Mesela bir dayı vardı hostelde sabahın 8’inde çıkardı dolaptan ançüez  (bildiğiniz hamsi) yemeye başladı. Dayı rüyanda mı gördün ya ? Valla Türkiye’de çorbayla, kavurmayla kahvaltı yapana laf edenin ağzına kürekle vurmak lazım zira Ukraynalılarda kahvaltı namına bir şey yok birisi yulaf yer birisi tavuk kızartır yer, birisi kek yer valla oturup iki zeytin peynirle kahvaltı yapanına rastlamadım. Ama çay içiyorlar. Çayın ismi orada da çay. Fakat ya sallıyorlar ya da french press tarzı şeylerde demleyip öyle içiyorlar. Lezzetli çaylar da içtim açık konuşmak gerekirse. Valla ben de yeri geldi kahvaltıyı yulafla yaptım, yeri geldi kahvaltıyı pas geçtim ama son günlerde kendime kaşarlı sandviç yapmaya başladım. İki yumurta da kırabilirdik de pek fazla uğraşmak istemedim açıkçası. Öğle yemeklerini ya mcdonalds’ta ya da noodle ile geçiştirdik. Akşamları da ya dışarı çıkıyorduk ya da makarna yapıp yiyorduk. Gelelim Ukrayna’nın yerel yemeklerine.

Borscht

Kırmızı turp, beyaz lahana, et, soğan, domates, havuç ve tanımlayamadığım birkaç sebzeyi de içinde bulunduran bir çorba. Bol baharatlı yapıyorlar. Kapuska desem değil türlü desem hiç değil değişik bir tadı var öldürmüyor da güldürmüyor da yeniyor yani. Fotosunu da bırakalım şuraya. Puanım: 5/10

Borscht

Varenyky

Bizim mantının biraz daha büyüğü diyelim. İçine patates, mantar, kıyma, et, vişne ve hatta yaban mersini koyuyorlar. Ekşi krema ile servis ediyorlar. Patates ve mantarlı olanı gayet lezzetli. Ara sıcak olarak geliyor. Bununla doymaya kalkmanızı tavsiye etmem, zira mantıya göre ağır ve bir yerden sonra bayıyor. Bir kaç kere hostelde hazır alıp pişirdik yedik de. 🙂 Puanımız: 7/10

Varenyky

Kievski nam-ı diğer Chicken Kiev

Dövülmüş tavuk göğsünün ya da pirzolasının arasına sağlam bir tereyağı parçası sarıldıktan sonra galeta ununa bulanıp kızartılması esasına dayanan bir yemek. Tavuk severler oldukça lezzetli bulacaktır. Fakat üsturuplu bir şekilde kesmezseniz içindeki yağ dağa taşa püskürüyor üstünüz başınız batar benden söylemesi. Bu arada kievskinin içinde asla peynir ve/veya bacon bulunmaz. Eğer peynir varsa o olsa olsa cordon bluedur. Yanında ısınmış sebze ile sunuyorlar.  Puanım: 7/10

Kievski

Banosh

Mısır unu ve peynirle yapılan bir yemek. Kuymağa benziyor fakat üstüne koyun peyniri ile beraber isteğe göre bacon ya da soğanla kavrulmuş mantar ilave ediyorlar. Soğanlı ve mantarlı olanı oldukça lezzetliydi. Baconı kendileri yesinler. Mıhlamaya mı kuymağa mı benzediğine nasıl karar verdin derseniz kuymakta öne çıkan malzeme mısır unu iken mıhlamada peynirdir. Zira bunda da öne çıkan malzeme mısır unuydu. Galiba Karadenizli olduğumdan mıdır nedir yerken en beğendiklerimden birisi buydu. Puanım: 8/10

Banosh

En popüler yerel yemeklerden benim denediklerim bunlardı.

Restoranlar

Ziyaret ettiğim restoranlardan da biraz bahsedelim.

Last Barricade (Ostannya Barykada)

Bağımsızlık meydanının yeraltında yer alan Globus’un asansöründe OB düğmesine basarak erişebileceğiniz bir restoran. Girişte sizden ukraynaca bir söz olan parolayı söylemenizi istiyorlar. Telaffuzu doğru yapsanız da yapmasanız da görevli sizi gülümseyerek içeri alıyor. Sözü unuttum fakat türkçesi savaşmazsan kazanmazsın gibi bir anlama geliyordu. İsterseniz garson size restoranın tarihinden falan bahsedip restoran turu attırıyor. Garsonlar ve personel ingilizce biliyorlar. Menüleri oldukça zengin. Yemekler lezzetli. Gitmenizi tavsiye ederim. Fiyatlar Kiev standartlarına göre yüksek ama bu tarz bir deneyim için değer. Her gün gidip de yemeyeceksiniz sonuçta.

Puzata Hata

Sakarya’da yaşayanlar Bahadır lokantalarını bilirler. Ucuz self servis lokantadır. İşte aynısının Kiev versiyonu. Seç beğen al tadında. Fiyat olarak ucuz. Lezzetli. Yemek çeşidi çok ama bizim yiyebileceğimiz çeşit az. Ben genelde tavuk ızgara, kievski, varenyky, patates, balık, rus salatası gibi yemekler yedim. Ucuza karnımı doyuracağım diyorsanız gidilir yenilir içilir.

Bu iki restoran dışında 3B Cafe var oldukça güzel hamburger yapıyorlar. Gittiğim diğer yerleri de hatırladıkça eklerim.

Kiev’de Ulaşım

Şehirde metro, tramvay, otobüs, troleybüs ve minibüs (marshrutka) var. Fakat  şehrin hemen hemen her yerine metro + tramvay kombosu ile ulaşabilmeniz mümkün. Hatta bazen sadece tramvay ya da sadece metroya binerek de ulaşabilirsiniz. Toplu taşıma oldukça ucuz. Tramvay ve otobüsler için 4 grivna (0,60 TL) ödüyorsunuz. Metro ise 5 grivna (0,75 TL). Marshrutka ise direkt şoföre ödeme yaparken ( fiyat değişebiliyormuş 4-5-6 grivna arası) , tramvayda ve otobüslerde bileti kondüktörden ya da şoförden alıyorsunuz, üzerine delik açarak size veriyor. Şoförden alırsanız kendiniz deliyorsunuz tramvayın bir kaç yerinde delmek için alet var. Biletlerinizi yolculuk süresi boyunca saklamanız gerekiyor. Yolculuk güven ilişkisi üzerine kurulmuş. Hani bizdeki gibi sert kontroller yok ama biletsiz binmenin cezası ise 80 grivna (13 TL). Kimse kontrol etmiyor ben bedava gezerim diye düşünmeyin hiç beklenmedik anda kontrol memuru başınızda bitebiliyor. 15 gün boyunca rastlamadım fakat dönmeden bir gün önce denk geldi. Baktım başımda üniformalı rozetli falan bir amca dikiliyor. Dedim biletleri görelim demeden çıkaralım da rezillik çıkmasın. 60 kuruş için rezil olmaya hiç gerek yok. Metro için ise gişelerden ya da otomatlardan jeton alıyorsunuz. Bu arada Arsenalna Metro istasyonunu mutlaka görün. 105.5 metre derinliği ile Avrupa’nın en derin metro istasyonu. Bir yürüyen merdiven var 3-4 dakika iniyor ya da çıkıyorsunuz merdivenlerin hızlı hareket etmesine rağmen. Zoloti Verota metro istasyonunu da görmenizi tavsiye ederim. Mozaikleri ile Avrupa’nın en güzel metro istasyonlarından birisi olduğu söyleniyor. Metro aktarma istasyonları da mevcut. 3 ayrı metro hattı arasında kolaylıkla aktarma yapabiliyorsunuz. İstanbuldaki gibi buradan çık turnikeden geç diğerine bas şeklinde değil bu güzel bir olay. Bir merdiven çıkıp inip diğerindesiniz. Bu arada metro dışında hiçbir toplu taşıma aracında ingilizce anons yapılmıyor. Ve ingilizce yazıya rastlarsanız şükredin. Yani tramvayda ve otobüsteyken konumunuzu google mapsten takip etmek mantıklı olacaktır. Durak anonslarını duymayabilirsiniz. Zira birisine bir şey sormaya kalksanız siz anlaşana kadar gideceğiniz yeri kaçırırsınız. Finiküleri de unutuyordum onu da mutlaka deneyin. Podol ve Üst şehir arasında sizi yokuş çıkmaktan kurtarırken güzel bir manzarayı da görmenizi sağlıyor. Bu arada otobüs tramvay ve diğer toplu ulaşım araçlarını şu site üzerinden takip edebilir otobüs ve tramvay nerede, hangi araç nereye gidiyor diye bakabilirsiniz.

Troleybüs
Füniküler
Kiev Funicular
Kiev Tram
Tram 18
Arsenalna metro istasyonunun 105 metrelik yürüyen merdivenleri
Zoloti Verota İstasyonu

Gezelim Görelim Kiev

Peki Kiev’de nereleri gezdik.

Maidan Nezalezhnosti ( Bağımsızlık meydanı ) şehrin ana meydanı ve haftasonları araç trafiğine kapatılan Khreshchatyk Caddesi Kiev’in kalbinin attığı yer. Haftasonları cadde üzerinde etkinlikler, dans eden gençler, resim çizen amcalar vs. bildiğiniz panayır yerine dönüyor.

Kiev Tarihi Yerleri

St. Volodymyr’s Cathedral
Pechersk Lavra
St. Sophia’s Cathedral
Zoloti Vorota (Golden Gate)
St. Michael Golden – Domed Monastery
Andryivski Yokuşu
St. Andrew’s Church
Tarihi Podil Bölgesi
Chernobyl Museum
Rodina Mat ve 2. Dünya Savaşı Müzesi
Arselnalna Metro İstasyonu
Golden Gate

Özet olarak Kiev

Uçak inecek kadar geniş, karşıdan karşıya kırmızı yanmadan geçmeniz için koşmanız gereken caddeleri, hiç beklemediğiniz köşelerden çıkan tarihi yapıları, görkemli kiliseleri, devasa binaları, sessiz sakin parkları, hemen hemen her sokakta her köşebaşında kahve dükkanları, derin metroları, sovyetler zamanından kalma ama gayet de iyi çalışan tramvayları, her caddedeki bol dükkanlı alt geçitleri, yer altı avmleri, 24 saat açık ATB marketleri, silpoları, sokak satıcıları, haftasonları trafiğe kapatılmasıyla renklenen kreshchatyk caddesi, bizim çiğköftecilerimiz gibi her köşede suşicileri, üzerinize gelmeyen büyük görkemli binaları, temiz sokakları ve aklıma gelmeyen bir çok şeyiyle 8/10 alan bir şehir. 2 puanı da yemeklerden kırdım 😀 Bir daha olsa gider miyim giderim ama 2 hafta değil de 2-3 gün giderim. Yaşanabilecek bir şehir mi yaşanır ama sadece bahar ve yaz aylarında.

Kiev’den Kareler